Stockton rakiplerinin fiziksel üstünlüğünü daha fazla çalışarak kapatacağını biliyordu. Mesela dripling yaparken topa çok baktığını ve bunun oyununa zarar getirdiğini düşündü. Bunun için üniversite yıllarında antrenmanlardan sonra salonun ışıklarını kapattırıp iki saat dripling antrenmanı yapardı. Bu sayede inanılmaz bir top hakimiyeti ve saha görüşü vardı. Dört yıl oynadığı Gonzaga'da son senesinde 20.9 sayı ortalaması ve %57 atış isabeti ile oynadı. Üniversitedeki koçu genç John'a "senin oyunun her şeyiyle bir harika, sakın hiçbir şeyini değiştirme" dedi. Kariyerinin sonuna kadar giydiği kısa şortlarını da bu sebepten değiştirmediğini açıklamıştı yıllar sonra. NBA draftlarında ilk tur 16. sıradan Utah Jazz tarafından draft edildi ve büyük bir efsane o gün başladı.
Utah tarafından draft olduğunun anonsu yapıldığında seyirciler tarafından yuhlanmıştı. Videosunu ya nba.com ya da youtube'da izlemiştim. Basketbol'u bıraktığında ise Utah tarafından forması müzeye kaldırıldı ve spor salonunun dışında bir heykeli var.

Günümüz point guardlarına nazaran gösterişten uzak, akla yatkın oyunu, milimetrik pasları, dış şut tehdidi ve sıkı savunması ile ideal bir point guarddı. Özelikle topun el yaktığı dakikalar diye tabir edilen son hücumlarda sorumluluk alması ve soğukkanlılıkla attığı son saniye üçlükleri onun oyuncu profili hakkında bize ipuçları veriyor. Kariyeri boyunca Utah'tan ayrılmayan bu bayrak adamın iki tanede nba finali bulunuyor. Maalesef şampiyonluk yüzüğünü hiç takamadı bunun sebebide oynadığı yıllarda #23 numaralı formanın Chicago'da olması. Genelde gözümüzde efendi, mülayim biri olarak dikkat çekmiştir fakat Dennis Rodman'ın dediğine göre maçta ondan yediğiniz dirseğin haddi hesabı yoktur. "Dirty player" olarak belirtmiştir Rodman kendisini ama öyleyse bile bu işleri çaktırmadan yapacak kadar zeki bir oyuncu olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Karl Malone ile yaptığı pick and roll'ler ders niteliğindeydi. Bu taktiği engellemek için yardıma gelmekte yetmiyordu çünkü yardıma gelindiğinde boşta kalan oyuncuyu Stockton çok çabuk görüp en olumlu pası ona ulaştırıyordu. Kısacası benim için onu izlemek basketbolu izlemekti. Sanki hep aklında olanı yapardı ve hiç saçmalamazdı.

Basketbolu bıraktıktan sonra şehrine geri dönmüş ve babasının barını işletmeye başlamıştır. " Basketbol izliyorum ara sıra tabii ama çocukken hayalim bu barı işletmekti ve şu anda hayatımdan çok memnunum" diyen oldukça mütevazi biridir gelmiş geçmiş en iyi point guard olan John Stockton.

John Stockton'ın kariyerini özetlemek gerekirse;
-10× NBA All-Star (1989–1997, 2000)
-2× All-NBA First Team Selection
-6× All-NBA Second Team Selection
-3× All-NBA Third Team Selection
-5× NBA All-Defensive Second Team Selection
-NBA's 50th Anniversary All-Time Team
-Hall of fame member
-Dream Team ile 2 altın madalya (92 Barcelona, 96 Atlanta)
-Nba tarihinin en çok asist yapan oyuncusu (15806)
-Nba tarihinin en çok top çalan oyuncusu (3265)
-Bir maçta en çok asist, bir çeyrekte en çok asi... kısaca asist ile ilgili bilinen ne kadar rekor varsa:))
-Bir takımla en fazla maça çıkan oyuncu
-Oynadığı sezonların hepsinde playoff oynamış oyuncu
Bu istatistiklerin ardından söyleyebileceğim tek şey gelmiş geçmiş en büyük point guard olan kendi halinde bir adam olduğudur. Keşke şu anda şova yönelik acaip smaçlar basan point guardlar yerine Stockton'ın oyun zekasını izleyebilseydik. Bakalım kendisi gibi Gonzaga Üniversitesi'nde oynayan oğlu David Stockton bizlere üstadtan bir şeyler gösterebilecek mi?
Saygılarla üstad:)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder