Arjantin futbolunun iki temel problemi var yıllardır; birincisi Maradona'dan sonra yeni 10 numarayı bir türlü bulamamak ki 10'a en yakın Messi bile ulusal forma altında o boşluğu dolduramadı... İkincisi ve daha büyüğü ise Redondo'dan sonra 5 numarayı bir türlü bulamaması... Ortega, Gallardo, Riquelme, Aimar ve Messi 10 numara boşluğunu kapatabilecek oyuncular da olsa geriden topu çıkaran adam bir türlü bulunamadığı için Arjantin Maradona'dan beri halen Dünya Kupası zaferi yaşayamadı. Cambiasso, Mascherano gibi isimler çok üst düzey kesici de olsalar Redondo'nun rolünün arkasında kaldılar hep.

Redondo da Maradona ve Riquelme gibi Argentinos Juniors da başladı futbol hayatına. Muazzam bir sol ayağı, inanılmaz bir oyun görüşü ve üst düzey pas yeteneği vardı. Fakat 10 numara mevkisi için ağır kalıyordu, her ne kadar zekasıyla rakiplerinin bir kaç adım önünde dahi olsa patlayıcı sprintleri olmadığı için deep lying playmaker rolüne ve hatta regista stiline evrilmişti. Keşfedilmesi uzun sürmedi ve Avrupa kulüplerinin radarına kısa bir sürede girdi. Tenerife ile İspanya'nın yolunu tutan Redondo, burada geçirdiği 4 başarılı sezon sonrası asıl efsane olacağı Real Madrid'in yolunu tutacaktı.

Kariyerindeki bir çok başarıyı kazandığı Real Madrid'te 6 sezon oynadı ve ilk los galacticos'un kaptanı ve en değerli oyuncularından biri oldu. 2 İspanya Ligi şampiyonluğu, 2 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 1 İspanya Süper Kupası ve 1 İnternasyonel kupa kazanan takımın kaptanı, beyni ve oyun lideriydi.

Özellikle 99/00 Şampiyonlar Liginde çeyrek final ikinci ayağında oynanan Manchester United deplasmanında sol kanatta Berg'e attığı çalım, çizgiye inip Raul'e yaptığı asist uzun süre Şampiyonlar Ligi jeneriklerini süsleyecekti. Bir sonraki sezon Real Madrid başkanı anlaşılması güç bir hamle ile Redondo'yu Milan'a satmıştı. En iyi önliberoların bulunduğu İtalya'ya 17,5 m Euro'ya, o dönemin parası tabii ki bugünün astronomik fiyatları ile karşılaştırmak doğru olmaz, satmasını böbürlenerek bir başarı hikayesi olarak anlatıyordu. Çok geçmeden takımın beynini gönderdiğini ve sistemin işlemediğini farkedecekti. Real için Redondo sonrası büyük bir düşüş başlamıştı.

Johann Cruyff'un meşhur bir sözü var; Eğer topa sen sahipsen defans yapmana gerek kalmaz çünkü sahada sadece bir top var. İşte Redondo önderliğindeki takımın yaptığı buydu; topa sahip olmak. 2 orta saha ile oynamak yerine tek Redondo ile oynayıp sürekli topa sahip oluyordun ve ekstra 1 hücumcu ekleyebiliyordun ilk 11e. Real Madrid'in o dönem farkedemediği ve uzun süre dolduramadığı boşluk buydu.

Redondo'nun ulusal takım kariyeri de parlak başlamasına rağmen Pasarella'nın göreve gelişi ile sekteye uğradı. 93de Copa America'yı kazanan takımın önliberosu Redondo, Pasarella dönemi kadro dışı kalmıştı. Pasarella'nın aldığı çağ dışı karar, her ne kadar kendisi Arjantin efsanelerinden de olsa, çok uzun süre tartışmaya yol açmıştı. Pasarella takımında uzun saçlı ve küpeli oyuncular görmek istemediğini belirtmiş ve bu sebeple Redondo gibi önemli isimleri kadroya almamıştı. Redondo ise bu karara "alsın formayı münasip bir yerine soksun" restini çekti.

Real sonrası gittiği Milan'da sakatlıklarla boğuşan Redondo, kadroda 4 sezon kalsa da 2 sezonunu sakatlıklar sebebiyle boş geçti. Oynayamadığı 2 sezonun parasını Milan'a geri veren Redondo futbol tarihinde benzerine az rastlanır bir hareketle çok büyük saygı görmüştü. Kalan 2 sezonda da bıraktığı yerden devam edemeyen Redondo 2004 yılında aktif futbol yaşamını noktaladı. Milan dönemi akıllarda kalan en güzel enstantane ise 2003 yılında oynanan Real Madrid-Milan maçında tüm tribünler ve oyuncular tarafından ayakta alkışlanmasıydı sanırım.

Bu oyunu güzel kılan regista stilinin mucidini anarken bu tarz oyuncuların azalmasına ve çapalardan oluşan günümüz orta sahalarına da hüzünlü bir sitem ederek yazıyı noktalayalım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder