
Maç öncesinde şampiyon olan alt yaş grupları ve hentbol takımımız kupalarıyla stadyumda tur attı. Bütün sporcularımızı özelliklede hentbol takımımızın renkli ve bir o kadarda yetenekli oyuncusu Zelic'i kutluyorum. Zelic'in çektirdiği üçlüyü görmek bile beni mutlu ediyor. Genç sporcu kardeşlerime ve hentbol takımımıza bundan sonraki spor hayatlarında başarılar diliyorum. Umarım daha nice kupalar kazanırlar ve mabedimizde coşkuyla kutlarız.

Maça gelince, Beşiktaş beklediğim 11 ile sahaya çıktı. Galatasaray'ın kadrosu maalesef çok yetersiz. Birbirleriyle alakaları olmayan ve ortalamanın altında kalan oyunculardan kurulu. Buna rağmen özellikle ilk onbeş dakika Beşiktaş'a göre üstündüler. Maça hızlı başlayan Galatasaray ilk yarı bitene kadar beklentimin üstünde bir oyun sergiledi. Birkaç pozisyonda buldu ama Galatasaray'ın mevcut kadro yapısı itibariyle maç kazanması çok zordu. Beşiktaş ilk yarıyı çok durağan geçirdi. Hızlı gelişen ataklarla ve kanatlara çabuk indirdikleri toplarla tehlikeli oldular, golüde bulabilirlerdi. Kısacası ilk yarı daha iyi oynayan Galatasay'a göre Beşiktaş'ın gol girşimi daha fazlaydı. Bence bu iki takım arasındaki futbolcuların kalite farkından kaynaklanıyor. Beşiktaş topu ileri taşıdığı zaman kolayca pozisyona girebiliyor. Galatasay ise topu ileriye hatta nereye taşırsa taşısın bir yerde tıkanıyor. Pozisyon üretemiyor. Yetenekleri kısıtlı ve üretken olmayan oyuncularlada (Arda hariç) bu kadar oluyor. İlk yarı Galatasaray'ın daha iyi gözükmesinin sebebinide Beşiktaş'ın dirençsiz orta üçlüsüne bağlıyorum. İsmi lazım olmayan arkadaş (ki güzel bir kafa golü attı bugün) Fernandes ve Guti'den kurulu orta saha kağıt üstünde standartların üstünde gözükse de nedense verimli olamadı. Rakibi boğacak bir üçlü değil ama en azından topu daha çok tutmalarını ve pas trafiğini iyi yaparak rakibe fazla top göstermemelerini beklerdim.

İkinci yarı rastgele oynayan bir takıma karşı Beşiktaş disiplinden fazla kopmadı. Galatasaray kaleye gelmekten ziyade ayağında bile doğru düzgün top tutamazken Beşiktaş daha akılcı bir oyunla fazla zorlanmadan bir dakika içinde bulduğu iki golle maçı kazandı. İlk golde daha uzun duran Galatasaray'ın o pozisyonda kafayı nasıl vurdurduğunu görmedim. İsmi lazım olmayan arkadaşın vuruşu güzeldi. Topta çok iyi yere gitti. Kalecinin çıkarması çok zordu. İkinci gol ise Galatasaray'ın bu sezon gösterdiği darmadağınık performansı kısaca özetleyen bir goldü. Tabii Simao'nun topa vuruştaki ustalığını es geçmemek lazım. Birçok forvet bilirim ki o pozisyonda gözünü kapatıp topu kaleciye nişanlayan. Yetenek böyle bir şey işte. Çocukken FM'de almak için can attığım, Atletico'yu sevme nedenlerinden biri olan bu adamı tribünden izleyebildiğim için çok şanslıyım. Umarım daha uzun seneler izleyebilirim. Bobo biraz şanslı olsa maç daha farklıda bitebilirdi. Uzun lafın kısası beklediğim gibi Galatasaray'ı rahat geçtik. Önümüzde dört tane zor maç var. Umarım önümüzdeki maçlarıda kazanır ve ligi güzel bir şekilde bitirebiliriz. Fakat bu maçları kazanmak istiyorsak Ernst ve Necip'in oynaması şart.
Beşiktaş için söylediğim şeyler sezon başından beri aynı. Takım iyi pas yapan oyunculardan kurulu ve topu ne zaman ileri özelliklede kanatlara taşısa tehlikeli oluyor. Fakat topu kaleye sokması gereken adamlar formsuz. Bobo mu Almeida mı dedikleri zaman kararsız kalıyorum. Fakat şu anki görüntüleriyle ikiside yetersiz. Daha çok çalışmaları ve kendilerini oyuna daha çok vermeleri lazım.

Maç sonu yapılan tezahüratlardan ötürü, gördüğüm kadarıyla Ayhan ağladı. Ayhan'ı sevmiyorum, yapılan tezahüratlarada değinmek istemiyorum. Fakat bir futbolcu Türkiye'nin hangi stadına giderse gitsin küfür yiyorsa birazda suçu kendinde aramalı. Bir benzeride Emre'dir. Ayhan bu saatten sonra "3-2 yendiğimiz maçta, golden sonra iki elimle Beşiktaş taraftarlarına hareket yaptım ve deplasman tribünü çok karıştı. Bunun üzerine polis taraftarları çok hırpaladı ve yarım saat boyunca periyodik aralıklarla biber gazı sıktı (orada bende vardım ve gözümden yarım saat yaş geldi). Bunun için onlardan özür dilerim. Ben artık işime bakıyorum ve hiçbir maçta kimseyle ağız dalaşına girmeyip oyunu germeyeceğim" derse ne değişir bilmiyorum. En azından deneyebilir.

Bugün sahada birhayli isteksiz görünen oyuncular için bir şeyler söylemek gerek. İddiası kalmamış takımların oyuncuları kendilerini maça vermekte zorlanır diye bir klişe vardır. İsteksiz oynarlar ve kendilerini yormazlar. Aynı adamlar şampiyonluğa gittikleri sezonlarda da üzerlerindeki baskıdan yakınırlar. Peki siz hangi maçta oynamak istersiniz? Futbolu seven bir adam her maça Simao gibi aynı arzuyla, aynı istekle çıkar. Tabii ki profosyonelsiniz, bu işten para kazanıyorsunuz ama işinize biraz saygınız olsun. 32000 kişi buraya zamanını ayırıyorsa ve tek istekleri güzel bir maç izlemekse onlara saygı duymak zorundasınız. Çünkü buraya gelen adamlar belki de bir şeylerden kısıp maça bilet alıyor, belki bir hafta boyunca bu maçı düşünüyor ve hatta maç sonucuna göre bir sonraki haftaya kadar iyi veya kötü günler geçiriyor.
Son olarak, 1 Mayıs'a girmiş bulunmaktayız. Bütün işçilerin ve emekçilerin bayramı kutlu olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder