NEVER UNDERESTIMATE THE HEART OF A CHAMPION

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Formanın İçi

Futbol dolu bir yaz ayını geride bıraktık. Bilgisayardaki teknik problemlerden dolayı Euro16, Copa America16, İnönü Açılışı ve Beşiktaş'ın şampiyonluk hikayesini yazamadım. İlerleyen günlerde yazmaya çalışacağım.

Bu yazacağım yazı da aslında İnönü açılışı sonrası ikinci maça yani Kayseri maçına tekabul edecekti ama ancak bugüne kaldı. Hikaye basit, sene 2004... İstanbul'un yolunu Beşiktaş için tutmuş üniversite tercihini stada yakın olarak yapmıştım. Yeni sezon formaları pek içime sinmemişti, hem üstünde Beşiktaş ile özdeşleşen BEKO yazmıyordu. Bir önceki sezonun forması kalmıştı bir kaç tane, tam da istediğim gibi önünde BEKO yazıyordu. Facia olan 101. yıl forması...

Forma koleksiyonu olan biri olarak formanın sırtına pek isim yazdırmayı sevmem, Maradona, Aimar, Totti gibi bayrak isim olmadığı sürece de yazdırmadım. Fakat nedense bu aldığım formayı maç formam yapacağım için bunun sırtında isim olmasını istemiştim. Aklımda ki ilk isim çocukluk kahramanım Şifo Mehmet, fakat o sene Sergen oynadığı için bir yandan da Sergen yazdırmak istiyorum. Taş-Kağıt-Makas yapamayacağım için yazı tura yoluna gittim. Sonuç itibarı ile Sergen yazılı formayı alıp bir hayli gururlu ama biraz da buruk Kartal Yuvasından çıktım. Bu forma dediğim gibi maç formam oldu, 12 sene boyunca neredeyse her maça hatta deplasmanlara bile üstümde bu forma ile gittim.

Yazının başında dediğim gibi Kayseri maçı öncesiydi, yine üstümde maç formam var, siyah beyaz atkı her zamanki gibi özenle boynumda... Tanıdığım tanımadığım bir çok kişi, artık yeni bir forma al, kulübe katkın olsun serzenişinde bulundu. Hikayenin çıkış noktası da aslında buydu.

Yeni forma hep aldım, sayısını hatırlamadığım kadar Beşiktaş formam var. Peki bu formanın farkı ne? Uğurlu gelmesi mi, her giydiğimde kazanmamız mı? Hayır... Bu forma ile 12 senede sadece 2 şampiyonluk gördüm. Çok kaybettiğimiz maçlar da oldu, gururumuzdan bir köşeye geçip üzerine çok gözyaşı da akıttık. Bu forma, her maça gittiğimde, ağaçlı yoldan her geçişim de bana kendimi daha iyi hissettirdi. Sanki bu formayı giymezsem bir yerim eksikmiş gibi hissettim, sanki evde bir şey unutmuşum tedirginliği yaşadım. Maçı kazanmak ya da kaybetmek değil, önemli olan kendini iyi hissetmekti, ben görevimi yaptım, en özel ritüelimi bozmadım ve her zaman olduğu gibi aynı şekilde maça geldim diyebilmekti kendime...

Formanın dışı eskimiş, yazıları dökülmüş olabilir... Önemli olan içinin size verdiğidir, size ne hissettirdiğidir. OHAL'de nice güzel Beşiktaş maçlarına...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder