NEVER UNDERESTIMATE THE HEART OF A CHAMPION
1 Eylül 2012 Cumartesi
Londra 2012
Benim için oldukça geç kalınmış bir yazı. Bu olimpiyatları yerinde izlemeyi çok isterdim, özellikle 100 metre finalini... Olimpiyat denilince aklıma ilk 100 metre finali geliyor.
Ülke olarak en fazla sporcu ile katıldığımız olimpiyat oyunları oldu. Çocukken izlediğim olimpiyatları hatırlıyorum da ilk günlerde tabelanın üst sıralarında yer alır, son günlere doğru spora yapılan yatırımların hakettiği yer neresi ise orada bulunurduk. Sebebi ise Olimpiyatların ilk günlerinde halter müsabakalarının olması idi. En çok madalya beklediğimiz alandan muhteşem antrenör hataları ve sporcularımızın psikolojik olarak hazır olmadığını hatta müsabık olmadığını gördük. Burada çok önemli bir nokta var. İyi sporcular kadar iyi antrenörler bulundurmakta altın kazanmak için oldukça önemli... Naim'in Halil'in (Nurcan Taylan, Taner Sağır vb.)antrenörü olan kazandığımız bütün madalyalarda payı olan Enver Türkileri'nin doping olaylarından sonra Kazakistan'a geçmesi... Kazakların 4 altın madalya alması adamın temiz çalıştığını veya temiz çalıştırıldığını gösteriyor. Sonuç olarak zamanında bize gelen madalyalar komple Kazaklara gitmiş durumda.
Ata sporu dediğimiz güreşte bile halimiz içler acısı... Biraz da güreşin spor olmaktan çıkıp şans oyunu halini almasından kaynaklı olarak tek madalya ile yetindik. Rıza Kayaalp'i dikkatle izlemenizi öneririm. O cüssesine rağmen oldukça hızlı. İleride bolca madalya alacağını şimdiden belli etti. Hamza Yerlikaya'yı geçebilir mi? Umarım.
Tekvando, ülkemizde futboldan sonra en çok lisanslı sporcumuzun olduğu dal. Elimde bununla ilgili bir veri yok, duyduğum kadarıyla böyle. Bahri Tanrıkulu'ndan beri neredeyse ülkemizde bir ekol haline geldi. Gencecik sporcularım Servet Tazegül ve Nur Tatar gibi yeteneklerde ne kadar başarılı olduğumuzu gösterdi. Benim için tek süpriz Bahri'nin madalyayı kaçırması oldu. Servet'in stiline bakarak onu yenebilecek biri göremiyorum. Azize Tanrıkulu'da hamile olmayıp oyunlara katılsaydı eminim ki o da madalya almadan dönmezdi.
Nevin Yanıt, Gamze Bulut ve Aslı Çakır Alptekin gibi atletlerimiz Süreyya Ayhan'ın başarılarını görüp bu işe inanmışlarsa Şu anda ülkemizin gencecik, gelecek vaad eden pırıl pırıl gençleri de sporcularımızı örnek alıp pistlerde yerini alacaklardır. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Olimpiyat altını alan atletlerin kariyerlerine bakın muhakkak çocukluk döneminde etkilendiği bir efsane vardır. Hatta onun koşusunu radyodan dinlemek için ilk önemli koşusunu (yanlış hatırlamıyorsam Bekele) yapmıştır. Nevin Yanıt şu anda bu ülkenin en önemli değeri. Böylesine teknik bir sporda dünyanın en iyi 5 atletinden biri, Avrupa'nın ise en iyi atleti. Nevin'in olimpiyat altını alması bence Fener-Beşiktaş-Galatasaray'dan birinin playoff maçını (daha ilerisini göremediğimiz için) kazanmasından daha değerli.
Aslı'nın zaferine gelince, kelimeler boğazımda düğümleniyor gerçekten... Hem taktik olarak hemde yetenek olarak alınmış bir zaferdir. Aslı'nın eşi ve antrenörü İhsan Alptekin'in ise Cüneyt Koryürek'in öğrencisi olması ise ayrı bir güzellik. Koşu ile ilgili söyleyebileceğim yarışı 10. sırada bitiren İngiliz atletin ve İngiliz basınının hazımsızlığı ve büyük ayıbı. 10 sene önce kullandığı bir doping yüzünden alın teri ile emeği ile kazandığı yarışı karalamak sporun neresinde var... Bence birine haksız iftira atmak, karalamaya çalışmak doping kullanmaktan daha kötü bir şeydir. Bu konuyu daha fazla uzatmadan bize mükemmel bir zafer yaşatan Gamze Bulut'u ve özellikle de Aslı Ablasını (kendi söyleyişi ile) tebrik ediyorum.
Kadın basketbol takımımızın şanssızlık, Kadın voleybol takımımızın kötü antrenör nedeniyle madalyadan uzak kaldığını söyleyerek yazıya nokta koyayım. 2016 yılında olimpiyat yazısını yerinden yazmak dileği ile esen kalın.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder